Paylaş
Üniversitelerdeki devlet güdümlü sivil faşist saldırılara karşı "uzlaşma" çabası boşunadır!

Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi’nde (DTCF) geçmişte de benzerini yaşadığımız olayları yaşamaya devam ediyoruz.

 

14 Kasım Cuma tarihinde okul çıkışında sivil faşistler, özel güvenlik birimlerinin koruması altında bizleri, ‘hepinizi öldüreceğiz’ şeklinde tehdit ederek, çevik kuvvet eşliğinde rahat bir şekilde okuldan uzaklaştırıldılar. Bu tehdidin akşamında ise faşistler Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü önünde, DTCF FKF üyesi Rahman Yasin Eraslan’a pusu atıp darp ettiler. Sokak başlarını tutan, arabalarla devriye gezen bu faşistler, daha sonra Öğrenci Kolektifleri üyesi Ahmet Özden’e satırla saldırarak, öldürme girişiminde bulundular. Yine aynı saatlerde evine giden DTCF SYKP üyesi bir kadın arkadaşımız, Dikimevi’nde 8-10 kişilik faşist bir grup tarafından ‘Sıra sana da gelecek’ şeklinde tacize ve tehdide maruz kaldı. DTCF öğrencileri o gece saldırıda bulunan faşistlerle ilgili suç duyurusunda bulundu. Bir gece gözaltında tutulup sabah saatlerinde serbest bırakılan ve ardından gövde gösterisi yapmak istercesine fotoğraf çekilen faşistler, devlet destekli olduklarını sosyal medya üzerinden yaydıkları bu fotoğraflarla da adeta teyit etmişlerdi.

 

Yaşanan bu olayların Kobanê için sokağa çıkan milyonlarca insanın devleti iradesiz bırakması; bunun devlet ve çanak yalayıcıları tarafından hazmedilememesi ile doğrudan ilişkilidir.

 

 

AKP hükümeti ve hempaları, Kürt illerinde kendi kolluk güçleri ile bastırmaya güç yetiremedikleri halkın haklı isyanını, devreye soktukları sivil faşist-paramiliter güçlerle bastırmaya çalışmıştır. Bu saldırılar sonucunda birçok emekçi hayatını kaybetmiş, birçoğu da yaralanmıştır. Hatta öyle ki Şenyurt’ta bir yurtsever çırılçıplak soyularak linç edilmiş, devletin kolluk güçleri olayı gösteren videoda da görüleceği üzere olup bitene seyirci kalmış, saldırıya uğrayan emekçi şans eseri hayatta kalmıştır.

 

Benzer şekilde Mersin’de ve Antalya’da insanlar sadece ana dilleri olan Kürtçeyle konuştukları için birkaç dakikada linç edilerek hayatlarını kaybetmiştir.

 

Bu zaman zarfında Adana’da özgür basın çalışanı bir emekçi dağıtım sırasında yanına yaklaşan "meçhul" kişiler tarafından taranarak ölümsüzleşmiştir.

 

 Daha yakın bir zamanda Ankara HDP Genel Merkezi çalışanı Ahmet Karataş parti binasının içinde bütünüyle organize bir saldırıya uğramış ve Kürt halkı şahsında bütün devrimci güçlere “İstediğimizde kafanızı keseriz” mesajı verilmek istenmiştir.

 

Devlet istediğini alamayınca yani Kürt halkına ve devrimcilere diz çöktüremeyince, çölün ortasında bir kızıl karanfil gibi boy gösteren KOBANÊ'yi yerle bir edemeyince  “ileri demokrasi” safsatası altında '90’lı yılları tekerrür ettirmek istemektedir.

 

Okulumuzda mikro ölçekte yaşanan olaylar da ülke genelinde güdülen ırkçı, kafatasçı, faşist politikaların somut bir parçasıdır. Rektörlüğün sanki bir işe yarayacakmış gibi her saldırıdan sonra sivil faşistlere herhangi bir tutum almayıp okulu tatil etmeye gitmesi, hemen ardından hakkımızda soruşturmalar açarak bizleri okullardan uzaklaştırmaya çalışması da bu atmosferden bağımsız ele alınamaz. Bu tutum kendisini ülkücü olarak tanımlayan çakalların devletin tüm kurumlarınca nasıl kollandıklarının somut ifadesidir. Kaldı ki bu çakalların son gözaltından “delil yetersizliği” gerekçesi ile serbest bırakılmaları da bunun somut ifadesidir.

 

 

Kolluk güçlerinin gemi azıya almışçasına saldırmalarının esas dayanak noktası, belli politikaları iflas eden AKP Hükümeti'nin “güvenlik önlemleri” adı altında daha vahşi saldırıları yasalaştıracak düzenlemelere gitmesidir. Bu genel saldırı konseptinden güç alan kolluk güçleri, özelde Ankara şehri üzerinde adeta olağanüstü hal ilan etmiş ve bunu da hiçbir yasal dayanağı olmamasına rağmen uygulamaya koymuştur.

 

Devlet terörünü koyulaştıracak bu düzenlemeler, o köhnemiş politikalarıyla yıllardır bir yere varamayan ve parsanın büyük kısmını AKP’ye kaptıran paramiliter-sivil faşist güçlerin de salyalarını akıtmalarına neden olmaktadır.

 

Ankara’da okul dışında yaşanan gerilimde sivil faşistlerin son saldırgan düzenlemelerle kendi varlıkları arasında dolaysız ilişki kurmaları ve bu zeminin palazlanmaları için uygun bir iklim yaratacağını düşünmeleriyle doğrudan ilişkilidir. Burjuva devletin aklımıza gelebilecek her şeyi terörize edecek bir tutumla hareket etmesi; sivil faşistlerin de hakkını aramak için sokağa çıkan, demokratik mücadele yürüten hemen tüm kesimleri hedefe çakması gibi bir yaklaşımla hareket etmelerine neden oluyor. Onlar sahiplerinin yönelimlerine uygun bir konumlanış içine giriyor, tarihsel görevlerine uygun olarak hareket ediyorlar.

 

Düzenin yönelimine uygun hareket eden bu yüreksizler güruhu buldukları her fırsatta okul içinde faaliyet yürüten devrimci, anarşist ve yurtsever öğrencileri kriminalize etmeye çalışmaktadırlar. Gerek Kürt sorunu gerek herhangi bir demokratik talep temelinde yürütülen tüm çalışmalara saldıran bu çakallar sürüsü, bu yaklaşımla bizleri okulda bulunan diğer öğrencilerden ayrıştırılmaya çalışmaktadır.

 

 

Sivil faşistlerin devrimci-yurtsever-demokrat öğrencilerle diğer öğrenciler arasına kama sokma amaçlarında bu yıl belli boyutlarıyla etkili olmasında, kimi gençlik örgütlerinin sağcı-tutarsız yaklaşımları da etkilidir. Kafa sayısı itibariyle belli bir kitleselliği yakalamış olan bu örgütler, buna güveniyor olsa gerek okuldaki “solcuların ağabeyliğine” soyunmaya girişiyorlar ve yaptıklarının arkasında da durmuyorlar. Bu duruşlarıyla sivil faşist saldırganlığı tetikliyorlar!

 

Zoru zor bozar!

Üniversite öğrencilerini “boynuna suluğuna asar, beslenme çantası ile okula gider” şeklinde  tasvir ederek devrimci bir çalışma yürütülemeyeceği gibi, olsa olsa “vur ensesine al ekmeğini” karakterinde edilgen insanlar yetiştirilir. Bukalemun gibi her renge bürünerek, her nabza göre şerbet verilerek devrimci olunmaz. Daha önce yaşanan saldırı provalarına -bakınız TGB saldırısına verilen yanıt ve ardından okuldan tümüyle çekilmeleri- devrimci bir şekilde karşılık verilmiş olunsaydı  yaşanan sorun tümden çözülecekti. Ortalıkta ne faşist kalacaktı ne de sağda solda arabayla gezip insan satırlayacak kadar kendilerini yüreklendirecek olaylar yaşanmış olacaktı.

 

Onların bu tutumunda, kendilerini "devrimci" olarak tanımlayan bazı grupların adlarını anmaya bile dilimizin varmadığı kesimlerle diyaloga girmeleri, bu saldırılar kendilerine dokunmadığı sürece göz ardı etmeleri önemli bir etmendir. Fakat bu gruplar da bizzat kendi politikalarının yarattığı bu faşist saldırganlıktan azade olamayacak, zoru “devrimci zor”ın bozacağı gerçeğinden kaçamayacaktır!  

 

Başaramayacaksınız!

Dekanlığın “sıkışmışlığı”, rektörlüğün okulu çevik kuvvetin koşu yolu haline getirerek gözdağı verme çabaları ve ÖGB'lerin devrimcilere dönük “neye güvenerek yaptıklarını bir türlü anlayamadığımız” hırçınlıkları bizi, DTCF'yi anlı şanlı bir mücadele alanı olarak var etmekten alıkoyamayacaktır.

 

Her sıkıştığınızda okulu tatil etmekle ne bizler okul kamuoyunda "öteki" hale getiriliriz ne de siz okuldaki sorunu çözebilirsiniz. Sorunun çözümü açıktır: Ya sizler arka bahçedeki köpekçiklere çanak tutmaktan vazgeçer, okuldan -yeterli birçok somut nedeni göz önünde bulundurarak- gönderirsiniz ya da bizler her ne pahasına olursa olsun okulu temizlemesini biliriz!

 

Uyarıyoruz!

Gece pusularında arkadaşlarımızın sırtına vurduğunuz satırları boynunuzdan bileyeceğimizden ve bunu aynı şiddetle kullanmak noktasında meşru zemin gibi hiçbir safsataya kulak asmayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın!

 

ÖGB'ler devrimci düşmanlığından vazgeçmelidir!

Bizler emekten ve ezilenden yana olan devrimci öğrenciler olarak buradan özel güvenlik görevlilerini de bir kez daha uyarmak istiyoruz: Aranızda barındırdığınız (hepsini tanıyoruz!), hoşlanmadığı solcu öğrencileri polise muhbirlik ederek fişlemeye yeltenecek kadar pervasızlaşan kişiler şunu çok iyi bilmelidirler ki, bu kirli işlerin sonu yoktur! Olmadığı gibi de dolanıp boynunuza takılması neredeyse kaçınılmaz bir gerçektir!

 

Devrimciler okulda sizin-okul yönetiminin-polisin-sivil faşistlerin saldırılarına karşı mücadele ederken okul dışında da aynı şekilde mücadele yürütürler. Bu açıdan da yollarımızın şu ya da bu şekilde kesişmesinin çok zor olmadığını takdir edersiniz. Kısacası sizlerin okul içinde devrimcileri fişleme ve polise -sanki bir şey çıkacakmışçasına- ispiyonlama çabanız bizim için nafiledir. Ancak sizin güvendiğiniz kıytırık üniformanız okulun dışında para etmez. Orada bugün çanak tuttuğunuz emniyet görevlileri ise dönüp yüzünüze bile bakmaz. Özcesi bu uşaklıktan, çanak yalayıcılığından, çürümeden vazgeçin. Aldığınız o asgari ücretin bedeli kendinizi bu denli düşkünleştirmek olmamalıdır. Muhbirlik, provokatörlük yaladığınız çanağın içindeki zehirle başınıza bela olacak. O nedenle de yol yakınken ihbarcılıktan, ajanlıktan vazgeçin!  

 

 

Bu havalarda nasıl dövüşülürse...

Sonuç olarak bir süre daha devam edeceğini düşündüğümüz bu atmosfere teslim olmayacağız. Bu havalarda hangi dille konuşulursa öyle konuşacağız!

 

Okul yönetiminin çeteleri koruma çabaları daha önce olduğu gibi bu sefer de boşa çıkartılacaktır. Elbette yaşanılan bu sorundan daha önemli sorunlarımız ve işlerimiz vardır. Ancak bu kimsenin işleri iyice liberalize etmesini haklı çıkarmaz. Okulda bir kişinin ya da bir kesimin, grubun yaptığı-eylediği her şey okulun bütününü kapsar. Kimse bunu gözden çıkartmamalıdır. Yani kimse tek başına ya da kendini sadece kendi grubunun adıyla rezil ya da vezir olmak ısrarından vazgeçmelidir. Aksi halde bunu sürdürenler yalnızlaşmaya mahkûm kalacaklardır.

 

Hiç kimse bütün öğrencilerin iradesiymişçesine “Üniversite Öğrencileri” gibi imzalarla tüm öğrenciler adına konuşmaya kalkışmasın!

 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi “boynuna suluğuna asar, beslenme çantası ile okula gider” kıvamındaki yaklaşımlar, bütün örgütlü ya da örgütsüz sosyalist öğrencilerin yaklaşımıymış gibi dillendirilmekten vazgeçmelidirler.

 

Okul yönetimi derhal bu nafile çabalarından vazgeçmeli, ÖGB'ler köpeklerin çanak yalayıcılığındansa işlerine-ekmeklerine bakmalı ve akılları varsa köpekçikler okuldan defolup gitmelidirler.

 

Söylediklerimizi abartı olarak düşünüp kulak ardı edenler ya da ciddiye almayanlar olabilir. Hayat bunun böyle olmadığını gösterecektir!

 

- Faşizme karşı omuz omuza!

- Faşizmi döktüğü kanda boğacağız!

- Zoru zor bozar!

- Yaşasın devrimci dayanışma!

 

Devrimci Proleter Gençlik