Paylaş
Niceliksel zayıflığımıza aldırmadan, hedeflerimizin verdiği özgüvenle yürüyeceğiz.

Gençlik, dünya çapında hızla siyasallaşıyor. Tunus’ta, Mısır’da diktatörleri koltuklarından eden isyanların önemli bir bileşeni gençlikti.İspanya’da, Yunanistan’da sokakları ısıtan kitlelerin ezici bir kısmını, tüm kesimlerden gençler oluşturuyor. Gençliği kitlesel biçimlerde sokaklara çıkaran esas faktör, kapitalist sistem içerisinde her açıdan bir geleceksizleşme kıskacına alınmış olmanın farkındalığıdır.

Önümüzdeki dönemde de gençlik hareketi, daha çok kendiliğinden patlayıp giderek değişimi zorlayacak bir nitelik kazanarak “devrimcileşen” kitle hareketinin önemli bir parçası olmaya devam edecek. Bu durum kapitalist sistemin kriziyle birlikte artarak sürecek. Bugün hemen tüm sorunlar küresel düzlemde aynılaşıyor. Bu aynılaşma, yerel ölçeklerde o toprakların mücadele gelenekleri ve toplumsal şekillenişlerine göre biçim kazanarak pratikleşiyor. Öyle ki, çağımızın iletişim olanakları gelenekselin de ötesine geçerek, biçimlerde de “aynılaşan” kitle hareketleri doğuruyor. Esinlenme, dünya düzlemindeki hızlı haberleşme olanakları üzerinden hızla gerçekleşip pratik karşılık bulabiliyor. Geleneksel sınırları parçalayıp küresel olanın renkleriyle buluşan, mücadelenin eksenini oluşturan kararlılık niteliğiyle karakterize olan hareketler, anında emperyalist metropollerin sokaklarını ısıtan hareketler olarak vücut bulabiliyor.

Sınıflararası ilişki bakımından emek sermaye çelişkisinin belirleyici hale geldiği Türkiye gibi ülkeler de, daha güçlü patlamaların yaşanacağı merkezlerden biri olmaya adaydır. Her on gençten yarısının -hatta daha fazlasının- işsiz olduğu; işçi sınıfının dünya düzlemindeki zorlu mücadelelerle elde ettiği kolektif kazanımlarının hemen tümünün gasbedildiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Yaratılmak istenen vahşi sömürü koşulları özellikle gençliği kesecek. Eğitimden tutalım da tüm sosyal ihtiyaçların tamamen piyasanın kar alanları haline getirildiği, en küçük tepkinin bile ağır cezalarla karşılaştığı Türkiye’de, yaşanacak patlamalar da bilinçlerde biriken Tahrirler, Yunanistan deneyimlerinden aldıkları esinle nitelik kazanacaktır. Sistemin işçi ve emekçileri, gençliği çeşitli manipülasyon araçlarıyla sistem içerisinde tutma çabasının gelinen noktada eskisi kadar işlevli olamayacağı görülüyor. Çünkü bu kriz koşullarında burjuvazi ve devleti açısından daha fazla saldırı dışında bir seçenek yoktur. Artık Yeşil Kart gibi yoksulluğun patlamasını engelleyecek ya da geciktirecek bariyerler bile tasfiye ediliyor! Onca manipülatif söylem ve araçla yönetilmeye çalışılan yoksulluk için yapılan asgari harcamalar bile fazla geliyor!

Bu saldırıların ekonomik ve siyasal cephede katmerlenerek süreceği her açıdan berraklaşıyor. Karşımızda, Ortadoğu halklarının tepesinde çalınan savaş tamtamlarının orkestra şefliğine soyunmuş Türk tekelci burjuvazisi ve devleti var. Kürt ulusal hareketini imhaya dönük her türden saldırganlığın devreye sokulduğu bir evredeyiz. Biriken çelişkilerin yaratacağı toplumsal patlamalara önden hazırlık babında oluşturulan dev adliye sarayları, sayıları artan F tipi hapishaneler, merkezileşmiş zor ve siyasal terörün yasal karşılıklarıyla bu topraklarda öncelikle gençlik kitlelerinin geleceğinin gaspına yönelen bir iklim yaratılıyor. Sadece hakların ekonomik-sosyal haklarımızın gaspı değil, özgürlük adına elimizde kalan son kırıntıların da -hatta bizzat olası savaşlara sürülecek varlığımızın da- burjuvazi tarafından gaspedildiği/edileceği günlere doğru hızla yol alıyoruz.

Fazla söze gerek yok! Devrimci Proleter Gençlik olarak bizim de bu durumu bütünlüğü içinde kavrayıp yakıcı bir zorunluluk haline gelen daha ileri bir mücadele ekseninde her şeyden önce konumlanmamız gerekiyor. Gençlik kitlelerini kucaklayan, onların mücadelesine öncülük eden, onları kapitalizmin yarattığı geleceksizlik cehennemi içinden çekip alan, mücadele içinden bir gelecek yaratacak düzleme taşıyacak olan; militan, kapsayıcı, kafası zorunlulukların kavranması üzerinden açılmış ve özgürleşmiş bir mücadele hattına, disiplin ve hedefli çalışmaya geçiş yapmak zorundayız. Bütünsel bir sıçrama ve kurucu bir ruhla!..

Henüz mücadele içinde çelikleşmiş, gençlik kitlelerinin içinde büyümüş bir örgüte sahip değiliz. Çok büzüşmüş, kendi içine kapanmış, dar bir örgüt formundayız!!! Geride bıraktığımız mücadele hayatımızda, çok fazla deneyime sahibiz. Bu deneyimleri mücadele içinde yeniden üreterek bir güce dönüştürmek konusunda yeterince sonuç çıkardığımız söylenemez. Kendi bağımsız kimliğini kazanmış, mücadele içerisinde böyle bir konumlanışa sahip bir pratikten ve örgütlülükten uzağız! Asıl olarak sınıf çalışmasının gündemlerinin arkasına ilişmiş, bu gündemler içinden kendini vareden bir konumlanışa sahibiz. Gelinen noktada gençlik çalışmasıyla sınıf çalışması tarihte görülmemiş ölçüde iç içe geçecek nesnel bir zemine kavuşmuştur. Gençliğin kendisine has sorunlarının/özelliklerinin, sözü edilen eksenden uzaklaşmadan (sınıfın gündeminden) ele alınacağı, kendisini bu bütünlük içinde gençlik kitleleri içinden üreteceği daha “özelleşmiş” bir çalışma şarttır!

Gençlik kitlelerini mücadeleye çeken, geleceksizlik içinden geleceğin filizlerini onlara taşıyacak olan, umutsuzluk içinde umut olmayı başaran bir adres haline gelebilmemiz için öncellikle pratik içindeki konumlanışımızı farklılaştırmalıyız. Geçmiş mücadele deneyimlerimizin mirasını da arkamıza alan; ama asıl olarak geleceğe doğru konumlanan bir mücadele ruhuyla yürümeliyiz! Sisteme, kapitalizm karşıtlığını da içerecek şekilde tepki duyan ve arayış içinde, devrimcileşmeye açık duyarlı kesimlerin ilgi alanına girmeyi hedefleyen bir pratik faaliyet örmeye girişmeliyiz. Sahip olduğumuz pratik, öncelikle son süreçte dışımıza düşmüş güçlerimizde bile nasıl bir mirasın temsilcisi olduğumuzu, nasıl bir gelenekten geldiğimizi ve nereye doğru gittiğimizi hissettirmeli ve onların yüzünü bize dönmelerini sağlamalı. Hicabi, Nilgün ve Nurettin’lerin geleneğinin temsilcisi olduğumuzu hissetmeli ve hissettirmeliyiz. Onlarda somutlaşan ideallerin her alandaki temsilcisi olmalıyız. Bu geleneği daha ileri bir düzlemden yaratacağımızın bilincine varmalı ve bu bilinci farkettirmeliyiz. Altında bizim imzamızın olduğu her iş, her eylem bunu söylemeli!

Ancak giderek daralmış, kendi içine büzüşmüş, sınırlı bir güçle bunu nasıl yapacağız. Bu sorunu nasıl çözeceğiz? Devrimci Proleter Gençlik’i hayatın içine nasıl yerleştireceğiz?

Bir yanda geniş gençlik kitleleri, bir yanda da biz!!! İçerine girdiğimizde ırmakların okyanusla birleşmesi gibi iç içe geçip büyüyeceğimiz bir ilişkileniş!!! Biz ve geniş kitleler arasındaki kamayı söküp atacak olan şey budur. Ne kadar onların içinde olup kaynaşırsak, o kadar bizleşmeye açık bir zemin yaratmış oluruz.

Devrimci Proleter Gençlik olarak bizim kendi bağımsız faaliyetimizi aktif bir biçimde inşa etmemiz gerekmektedir. Faaliyetimizle gençliğin ilgi alanına gireceğimiz, çekim merkezi olacağımız bir pratiğin temsilcisi olmalıyız. Bu çemberi kırmanın yolu buradan geçmektedir. Geniş kitlelerle buluştuğumuz oranda, okyanusa daldığımız oranda büyüyecek, bu dar çemberi kıracak, gençliği gelecek mücadelesine kazanacağız. Gençlik kitlelerine öncülük eden bir örgüt yaratacağız.

Nerden başlayacağız!!!
İşte bu aşamada kampanyamız çok önemli bir noktada duruyor. Uzun bir aradan sonra kendi bağımsız faaliyetimize sıçramalı bir ivme kazandıracağımız, ilk elde buradan güç toplamaya girişeceğimiz bir kampanya yürüteceğiz. Fakat kampanyayı ve yönelimimizi asla bu sınırlar içine hapsetmeden, diğer toplumsal kesimleri de etkileyecek düzeyde bir gençlik hareketi yaratmayı düşlemeliyiz. Bu düşü gerçek kılmanın koşullarının olduğunu bilerek… Tarihin yeni sayfasında gençliğin oynadığı rolü bu topraklara taşıma misyonuyla hareket etmeliyiz.

Belirli bir zaman içerisine sıkıştırılmış, belirlenmiş hedeflerle içerik kazanmış, bunları öne çıkan birkaç sloganla ifade eden bir kampanya örgütleyeceğiz. Elbette bu bütün sorunlarımızın çözümü olmayacaktır. Sadece faaliyetimizde mütevazi bir adım olacaktır. Faaliyetimizle yeniden gençlik kitlelerinin içerisinde olacağız ve faaliyetimizle kendimizi ve gençliği kazanacağız.

Kampanyamızı, “Geleceğimize sahip çıkıyoruz!” sloganı altında gençliğin hak gasplarının tümünü içeren ve kapitalizmi hedefleyen bir çerçevede yürüteceğiz. İşçi sınıfına yapılan saldırıların tümü asıl olarak bugünün gençlik kitlelerinin geleceğini ipotek altına almaktadır. Gençlerin kıdem tazminatı hakkı olmayacak, hiçbir sosyal hakkı olmayacak, iş güvencesi olmayacak, vs. vs. Kısacası, bugün, işçi sınıfına dönük gerçekleştirilen kapsamlı neoliberal saldırılar geri püskürtül(e)mezse, gençliğin bir geleceği olmayacaktır. Bu yönüyle, kapitalist sistemin yürüttüğü topyekün saldırıların birinci derecede muhatabı gençliktir.

“Geleceğimize sahip çıkıyoruz!” sloganın anlamı burada saklıdır. Gündemdeki saldırıların tümü, gençlik kitlesinin bütününü kesen kapsamlı ve köklü saldırılardır. Eğer gençlik bu saldırılara gerekli biçimde cevap ver(e)mezse, işçi sınıfının sınırlı da olsa bugün yararlandığı hakların hiçbirinden gelecekte yararlanamayacaktır. Onu bekleyen tek gelecek geleceksizliktir!!!

Bu saldırıların diğer ayağını ise 4+4+4 eğitim projeleriyle, Fatih Projeleri‘yle katmerlenerek süren eğitimin, sermayenin işgücü ihtiyacına yanıt verecek bir zeminde yeniden örgütlenmesi çabasıdır. Toplumsal dokunun din aracılığıyla içerden dönüştürülmesi hedefiyle iç içe geçirilerek işletilecek olan süreç, her açıdan edilgen-kaderci bir gençlik ve onun parçası olacağı işçi sınıfı profili yaratmayı hedefliyor! Ve kimbilir arkasından daha hangi kapsamda saldırılar gelecek?!!

Mevcut yerleşik sistemde gençliğin eğitim gören bölüklerinin büyük bir kısmını bekleyen gelecek, diplomalı işsiz olmaktır! Gençlik, gerici faşist eğitim sistemiyle alıklaştırılarak, neoliberal saldırıların derinliği içinde talan edilmek isteniyor. Bu yüzden “Geleceğimize sahip çıkıyoruz!” sloganı, bugün altını doldurmamız ve gençliği de bu temelde mücadeleye seferber etmemiz açısından çok önemli bir yerde duruyor. Eğer bu sürecin önünde durulamazsa, gençliğin bir geleceği olmayacaktır. “Geleceğimize sahip çıkıyoruz!” sloganını gençlik kitleleri içinde bayraklaştırmaktan başka seçenek yok.

“Geleceğimize sahip çıkıyoruz!” sloganı başlığı altında aşağıdaki sloganları bayraklaştıracağız. Herbir sloganın ne ifade ettiğini, bu talepler için neden mücadele etmek gerektiğini geniş kitlelere anlatacağız. Bu talepler uğruna neden mücadele etmemiz gerektiğini; açık, net, anlaşılır bir biçimde ortaya koyup, bu taleplerin arkasında duracağız!

Kampanyamızı asıl olarak şu sloganlar çerçevesinde yürüteceğiz:

* Diplomalı işsizliğe izin vermeyeceğiz!
* Diplomalı işsiz olmayacağız!
* Kıdem tazminatını gasp ettirme/izin verme!
* Parasız ana dilde bilimsel eğitim!
* Sermaye için değil, nitelikli bilimsel eğitim!
* Sermayeye ücretli köle olmayacağız!
* Dershane sömürüsüne son!
* KPSS kaldırılsın herkese iş güvencesi sağlansın!
* Gerici faşist eğitime izin vermeyeceğiz!
* Örgüt, özgürlük, sosyalizm!
* Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz ya da dünyamıza inecek ölüm!
* Ya barbarlık içinde yok oluş ya sosyalizm!

Daha çok eğitim odaklı bir içerikte yürüyecek kampanyamız, Kürt ulusuna dönük saldırılar ve diğer siyasal saldırıları da ifade edecek bir esneklikte olacak. Sosyalizm propagandasının daha güçlü bir şekilde yapılması onun esas karakterini oluşturacak. Gelinen noktada bu propagandayı her alanda, hayatın tüm alanlarını kapsayacak bir zenginlikte yaygınlaştırmalı, propagandamızı güçlendirmek için sosyalizm konusunda daha güçlü bir donanıma ulaşmayı özel bir hedef haline getirmeliyiz. Kapitalizmin dayandığı eşik sosyalizm eşiğidir! O bile bunun farkındadır. O açıdan da içerikçe zenginleştirilen güçlü bir sosyalizm propagandası bizim açımızdan yaşamsal önemdedir. Diğer tüm sorunlar ve talepler bu ana eksen içerinde anlam ve içerik kazanmalıdır!

Kampanyamız üç ana eksene dayanacaktır: Genç işçiler/işsiz işçiler, üniversite öğrencileri, meslek liseleri… Özelde kampanyamızı bu üç ana kesime taşımayı hedefleyeceğiz. Gündemdeki saldırılar elbette bütün gençlik kitlesini kesmektedir. Ama bu üç ana kesim bu saldırılardan doğrudan etkilenmektedir. Biz çalışmalarımızı hedeflediğimiz pilot noktalarda yoğunlaştırıp sürdüreceğiz. Bu, çalışmamızın olduğu diğer okullara ya da genç işçi ve işsizlerin toplaşma noktalarına taşımayacağımız anlamına gelmiyor. Bu konuda özellikle kaynama noktalarına müdahalede dinamik bir konumlanış içerisinde olmalıyız. Fakat aslolan bir güç yoğunlaşması ve bu yoğunlaşma içerisinden güç biriktirmek, politik etki bakımından yoğunlaşma alanlarımızdan yayılan daha geniş bir etki yaratmaktır. Bunu yaratabilmek, taleplerimiz doğrultusunda antikaptalist gençlik hareketinin tetiklenip geliştirilmesi çabasının her düzeyde güçlendirilmesine bağlıdır. Gençliğin ‘gözünü vitrinlere değil, gökyüzüne dikmesi’ için alabildiğine zengin araç ve biçimleri kullanarak yüklenmeliyiz!..

Kampanyamızı nasıl yürüteceğiz?
Kampanyamızı yukarıda da belirttiğimiz gibi, belirli noktalara daraltarak yürüteceğiz. Bu, gençliğin belli kesimlerine daraltılmış bir faaliyet olacaktır. Belli kesimlerde ise belirli alanlara daraltılmış bir faaliyet… Çalışmamızın olduğu bir üniversite, meslek lisesi, genç işçiler ve işsizlerin yoğunlaştığı noktalar tespit edilip, buralarda sistematik olarak yürüteceğimiz bir faaliyetle sonuç almayı hedefleyeceğiz. Faaliyetimizin olduğu bütün illerdeki, DPG’liler bu noktaları tespit edecek, buralara kilitlenecektir. Bu faaliyeti baharın sonlarına kadar kesintisiz bir biçimde sürdüreceğiz. Hedefimiz, hem gençlik kitlelerine dönük politik bir bilinçlendirme faaliyeti yürütmek, ama hem de bu faaliyet içerisinden kendimizi özneleştirerek, daha geniş güçlere ulaşmak, bu güçlerle bütünleşmektir. Etle-tırnak ilişkisini, her konuda sözü olan bir geçlik dinamiğini yeşertmek hedefiyle kurmalıyız!.. Kurucu irade kendisini bugün bu düzlem içerisinden konumlandırmalıdır!..

Kampanyamızı hangi araçlarla sürdüreceğiz?
İlk elde, merkezi afiş-bildiri-imza metinleri çıkarıp bu materyallerle geniş kesimlere dönük ajitasyon propaganda çalışması yürütmekle başlayacağız. Bununla iç içe geçmiş biçimde sokak eylemlilikleri, sokak etkinlikleri, üniversite içinde etkinliklerle ilerleyeceğiz.

Kendimizi yaşadığımız coğrafyanın sınırları içerisine hapsetmeden, uluslararası gençlik hareketleriyle ilişki içerisinde, herbirinin deneyimini kendimize, kendi deneyimlerimizi onlara taşıyacak araç ve biçimleri geliştirmeliyiz. Bugünün dünyasında, gençlik ve onun mücadelesinde bu düzlemi yakalamayan bir hareketin etki alanını genişletme şansı yoktur!..

Araç ve yöntemlerimiz, yürüttüğümüz çalışmaların deneyimleri ve ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarla gelişip, zenginleşecektir. Niceliksel zayıflığımıza aldırmadan, hedeflerimizin verdiği özgüvenle yürüyeceğiz. Bunu süreklileşmiş bir faaliyete dönüştürdüğümüz oranda gençlik kitlelerinden karşılık alacağız.

Geleceğimize sahip çıkıyoruz, gelecek biziz!..