Paylaş
Öğrenci-işçiler içerisinde de yeni mevziler kazanmaya ve tüm araç ve politikalarımızı öğrenci-işçiler içerisinde...

Dünyayı sarsan yeni süreçlerin ve olayların yoğunlaştığı günlerdeyiz. Emperyalist kapitalizme karşı isyanların dört bir yanı sarmaya başladığı ve diplomalı genç işsizlerin dünya çapında sahneye çıktığı bu günlerde, gençliğin militan devrimci mücadelesini konuşturmak ve sosyalizm savaşında bir güce dönüştürmek ihtiyacı artık daha da önemli… Bu güne gelinen noktada kıvılcımı çakan ise, Tunus’ta diplomalı genç işsiz Mohammed’in sisteme karşı isyanı ve kendini yakması oldu. Ortadoğu’da onlarca yıllık diktatörlüklerin yıkılmasında büyük rol oynayan diplomalı genç işsizler, emperyalist kapitalizmin barbarlığına, yıkım ve sömürü politikalarına karşı kendiliğinden bir isyanı yayan oldular.

Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da ve Suriye’de diktatörlüklere karşı patlak veren isyanlar; İspanya’da genç işsizliğe karşı, Yunanistan’da kapitalizmin yıkım politikalarına karşı, İngiltere’de polis kurşununa ve yine genç işsizliğe karşı isyanlara dönüştü. Şili’de öğrenci gençlik parasız eğitim talebiyle sokakları kuşattı; bakanlık işgali gerçekleştirdi. Gençliğin başlattığı isyanlar ve dünya çapında emek cephesinden gelişen eylemler, son kertede Amerika’ya da sıçradı. Emperyalizmin kalbi Amerika’da, “Dolar’dan önce insan!” gibi sloganlarla insanlar sokaklara döküldü. Gençliğin yarattığı bu büyük patlama, bütün dünyada kapitalizme karşı patlak veren emek hareketlerinin de dinamosu oldu.

Tüm dünyada emperyalist kapitalizm, vahşi birikim politikaları sonucu yaşadığı ekonomik ve siyasal bunalımın yükünü, -içinde taşıdığı panik ve korkuyla birlikte- işçi sınıfı ve emekçi kitlelere saldırarak ve modern kölelik koşullarını derinleştirerek hafifletmekte buldu. Esnek çalışmayı yaymak, işçi sınıfının kazanılmış haklarını gasp etmek, kemer sıkma politikaları adı altında dünyayı yaratan işçi sınıfı ve emekçi kitlelere azgınca saldırmak, sömürüyü ve yıkımı derinleştirerek gemiyi kurtarmaya çalışmak kapitalizmin tek çaresi olunca, geleceksizliği en derinden yaşayan gençliğin öncülüğünde, emek cephesinden patlayan kendiliğinden ve örgütlü isyanlar kaçınılmazlaştı.

Ortadoğu’da patlak veren isyanlar sonucu yıkılan diktatörlüklerin yerine “demokrasi”adı altında yeni yıkım ve sömürü düzenekleri kurmaya başlayan emperyalizm, proletaryanın kanını dökerek yükünü hafifletmeyi ve biraz olsun rahatlamayı amaçlasa da, fitil ateşlendi bir kere. Şimdi emperyalist kapitalizmin yaşadığı bu korku ve paniği sosyalizm savaşında, enternasyonalizm bayraklarını dalgalandırarak bir silaha çevirmek ve ona geri doğrultarak ilerlemek daha da yakıcılaştı.

Gücümüz bilincimizdedir!
Türkiye’de ise işbirlikçi tekelci burjuvazi ve onun hükümeti, emperyalizmin uşaklığını layıkıyla yerine getirmenin ve krize karşı kapitalist iktidarını korumanın üstüne, onu daha da güçlendirmenin peşinde. Bu yüzden işçi sınıfına, emekçi kitlelere, Kürt ulusal hareketine ve doğalından işçi sınıfı ve Kürt gençliğinin yanında, gençliğin işsiz, öğrenci kesimlerine karşı barbarca saldırılarını dizginsiz bir şekilde azgınlaştırdı. Bütün bu saldırılar ne kadar ayrık gözükse de sıkı sıkıya birbirlerine bağlılar. Sınıf savaşımının tükenmeden devam ettiği tarihte, sermaye birikimini arttırmak, kapitalist egemenliği ve devamlılığı güçlendirmek amacıyla, işbirlikçi tekelci burjuvazinin bu birbirine sıkı sıkıya bağlı saldırılarına karşı nasıl bir perspektiften bakılması gerektiğini gösteren sınırsız bir deneyim hazinesi vardır. Bu hazine ve ML perspektifin bileşimi bize güçlü bir gelecek bilinci, kazanma iradesi ve gücü kazandırmaya muktedirdir.

Sınıfsal hareketten, Marksizm-Leninizm’den kopmamayı başa koyan ve işçi-işsiz gençlik, öğrenci gençlik başta olmak üzere toplumun diğer emekçi kesimlerinden tüm gençliği proletaryanın saflarında, sınıf savaşına ve sosyalizme örgütlemeyi görev alan Devrimci Proleter Gençlik olarak, burjuvazinin bu saldırılarına yalnızca karşı koymak değil; bu karşı koyuşu, sosyalizm savaşında bir güce ve burjuvaziye geri doğrultulmuş bir silaha dönüştürmek amacını ve hedefini, hangi dönemde, gücümüz ne olursa olsun asla unutmuyoruz, unutmayacağız. Tarihimizden aldığımız güçle ileri atılma kararlılığını ve güvenini bize veren tam da bu yönelimlerden asla kopmayışımızdır!

Yeni saldırı dalgası!
Bütün bunlarla bağlantılı olarak öncelikle önümüzdeki süreçte de devam edecek olan saldırıların boyutlarına, birbirleriyle olan bağlarına ve niteliklerine bakmak gerek. İşbirlikçi tekelci burjuvazi ve onun hükümeti işçi sınıfına yönelik 1990′lardan beri sürdürdüğü taşeronlaştırma, esnek çalışma vb. saldırılarının bir devamı olarak Ulusal İstihdam Stratejisi adı altında çok boyutlu bir taarruz başlattı/sürdürüyor! Bu saldırı paketinin içinde işçi sınıfının kazanılmış hakkı olan kıdem tazminatını kuşa çevirme ve patronların sırtından bu “yükü” alma; esnek çalışmayı-taşeronlaştırmayı yayarak ülkedeki genç işsizler başta olmak üzere, dev işsizler ordusunun öfkesini soğurma ve daha “iyi yönetme”; özel istihdam bürolarıyla bütün bunları destekleme gibi işçi sınıfına, emekçilere ve işsizlere yönelik çok boyutlu, kapitalizmi ve sömürü koşullarını güçlendirecek düzenlemeler var. (Geçmeden belirtmekte yarar var, genç işçilere yapılan asgari ücret oyunuyla, işbirlikçi tekelci burjuvazinin genç işçilere verdiği önem çok da eskilere dayanmayan bir zamanda zaten gözler önüne serilmişti.)

İşçi sınıfına yönelik bu saldırıyla tamamen bağlantılı olarak diplomalı genç işsizlik oranında dünyada başlara oynayan, geleceksizliğin ve güvencesizliğin “kesin bir sona” dönüştüğü Türkiye’de, yeni eğitim-öğretim döneminde, LYS, KPSS skandallarıyla artık suyu çıkan kapitalist eğitim sisteminin rezaletine bir yenisi daha eklendi. Üniversitelerde harçlara yapılan ve öğrenci gençliğin koyduğu -ve eylemliliğe geçerek koymak üzere olduğu- tepkiyle bir kısmı geri çekilmek zorunda bırakılan zam saldırısı patlak verdi. Bir dersi üç kez ya da daha fazla alanlara kredi başına yüzde elliden başlayarak daha fazla para ödetilmek istendi. İnternette ders kayıt sayfalarında derslerin yanına ücretleri yazılır oldu. Pazarda meyve-sebze nasıl satılıyorsa, her bir ders öyle satılmak istendi. Ancak koyulan tepkiler sonucu YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan bir açıklama yaparak ek harç zamlarını geri çektiklerini söylemek zorunda kaldı ve “Öğrencilerin mağdur duruma düştüğünü” deyim yerindeyse “itiraf etti.” Bu büyük skandalın altında “gümbürtüye giden” ise, üniversitelere verilen harç zammı kotası oldu. Merkezi bir zam yapmamayı ve yüzde yirmiye hakkı bulunan üniversitelere zam yaptırmayı bir taktik olarak zaten belirleyen YÖK, bu zam kotasını yüzde otuza çıkardı.

Hangi dinamiklere?
Üniversite kapılarının sermayeye sonuna kadar açılmaya çalışıldığı gibi işçi ve emekçi çocuklarına sonuna kadar kapatılmaya çalışıldığı, eğitimin bir ticarete dönüştürüldüğü, dershane sektörünün 10 milyar liraya oynadığı bir ortamda, fazla ileri gidildiğinin de farkına varılması için ek harç zammı gibi bir rezaletin ortaya çıkması gerektiği açıkça belirlendi. Bologna Süreciyle dünya çapında kapitalist sermayenin hizmetine sokulması istenen; işçi ve emekçi çocuklarına değil, burjuva çocuklarına kapıları açılan üniversiteler, henüz böyle bir saldırıya tepkisiz kalacak kadar burjuvazinin istediği kıvama gelmiş değil. Bu kıvamı hedefleyen; ama aynı zamanda artık baş etmekte zorlandığı işsizliğe karşı çareyi, deyim yerindeyse her gördüğü araziye üniversite açmakta bulan ve üniversiteleri diplomalı işsiz fabrikalarına dönüştüren burjuvazi, yaşadığı çelişkiyi de gözler önüne seriyor.

Üniversite kapıları yüzlerine kapatılmaya çalışılan işçi ve emekçi çocukları ise meslek liselerine yöneltilerek, staj sömürüsü ve faşist karakterli eğitim ile karşı karşıya bırakılıyorlar. Staj adı altında saatlerce çalışma, yol ve yemek parasına bile yetmeyecek ücretler ile meslek liselerinde okuyanlar tam anlamıyla neye karşı dövüşmeleri gerektiğini anlatan bir eğitimden geçiyorlar. Dershanelere tonlarca para dökmek zorunda bırakılan, bireysel rekabete ilkokul sıralarından alıştırılan liseliler, yaşadıkları strese karşılık dershane sektörünü canlandırmaya devam ediyorlar; geleceksizliği ve güvencesizliği karşılarında buluyorlar. Kapitalist eğitim sistemi bize geleceksizlik ve güvencesizlikten başka bir şey vaat etmediği gibi, işçi sınıfına ve işsizlere karşı “istihdam” adı altında yürüttüğü saldırılarla bunu katmerliyor.

Son olarak bugün en büyük muhalefet dinamiğini oluşturan Kürt Ulusal Hareketi’ne ve Kürt halkına yönelik artık maskelenmekten vazgeçilen faşist saldırganlık, tüm şiddeti ile konuşturuluyor; yeni askeri operasyonlar başlatılıyor. Kürt halkının on yıllar içerisinde edindiği siyasal-kültürel birikimi, “açılım” oyunları ile soğurmaya çalışan sermaye hükümeti, son zamanlarda işler sarpa sarınca, kurşun ve bomba yağdırmanın, imha ve asimilasyon politikalarının peşine yeniden düştü. 2010 yılında yapılan gözaltı sayısının, Kürt halkına azgınca saldırıldığı 90′lı yıllardan çok daha fazla olduğu bu ortamda, Kürt Ulusal Hareketi’ne karşı girişilen “açılım” oyununun, demokrasi masallarının da pek tutmayacağı kesindi. Kara operasyonunun hayata geçirildiği son dönemde; faşizmin, Kürt halkının üzerine topuyla tankıyla yürüyeceği ve Kürt ulusal hareketini sindirmek için tüm araçları kullanacağı ortada. Bugüne kadar yapılan hava operasyonları, en basit demokratik taleplere azgınca saldırılması, barış isteyen Kürt siyasetçilerin kurşun ve gaz bombalarıyla öldürülmesi ve yine Kürt siyasetçilere karşı girişilen toplu tutuklamalar bu gerçeğin somut ifadeleridir. Türk ve Kürt işçi ve emekçilerini birbirlerine düşürmek, böl-parçala ve yönet taktiğini her yönden uygulayan burjuvazinin çıkarına uyan da bu oluyor. Şovenizm dalgası burjuva medya ile alevlendiriliyor. “Demokrasi” naraları bangır bangır çalınırken en demokratik taleplerden biri olan “anadilde eğitim” talebine bile tahammül edilemiyor. Bu yönde yapılan eylemler ise gaz bombası yağmurlarıyla karşılanıyor.

Devrimci Proleter Gençlik olarak bu üç ana saldırının birbirleriyle bağlantılarını teşhir ederek var olan tüm gücümüzle karşı koymak ve sınıf savaşımında sosyalizmin bir silahı haline dönüştürmek esas hedefimiz! Kapitalizmin geleceksizliğini ve saldırılarını teşhir ederken bağlantı noktalarını vurgulamak, gücümüz ne olursa olsun topyekûn bir karşı koyuşu gösterebilmek aynı zamanda kısa ve uzun vadede en yakıcı ihtiyacımızın dinamosuna dönüştürmek bizim elimizde: Örgütlenmek, örgütlenmek ve örgütlenmek… Gençliğin militan ve devrimci mücadelesini yaymaya ve geliştirmeye sürekli artan bir azimle giriştiğimiz bu dönemde yürüteceğimiz politikalarda bu ihtiyaçları gözümüzden ayırmadan ve gözümüzü sakınmadan mevzilenmeliyiz. Mevzileniyoruz.

İşçi sınıfı gençliğiyle bağlarımızı daha da güçlendirmek, yapılan saldırılara karşı sokağa ve eyleme dökebilmek, sosyalizme örgütleyebilmek için “Geleceğine ve onuruna sahip çık.”, “Emeğine ve onuruna sahip çık.”, “Kıdem tazminatı yasasını parçala.”, “Örgüt, özgürlük, sosyalizm.”, “Kurtuluş devrimde sosyalizmde.” vb. sloganlarla çalışmalar örmeye tüm gücümüz ve enerjimizle yükleneceğiz. Ulusal İstihdam Stratejisi’ne karşı genç işçileri sosyalizm bilinciyle bilgilendirme amaçlı, gücümüzle orantılı toplantılar, seminerler vb. örecek; sokağa ve eyleme katacağız. Bu yükleniş aynı zamanda sanayi havzalarına ve işçi ve emekçilerin yoğun yaşadığı bölgelere de yüklenmek anlamına geliyor.
Diplomalı işsizliğe ve geleceksizliğe karşı yürütülen mücadeleyi, üniversitelerde “demokratik, parasız ve anadilde eğitim” mücadelesini; bilimin ve teknolojinin insanlığın yararına kullanıldığı; kolektif üretime ve bilimsel eğitime dayalı üniversite mücadelesini bağlantı noktalarını yakalayarak yürüteceğiz. Üniversitelerde yürüttüğümüz akademik, demokratik mücadelenin yanında, “Kıdem tazminatı geleceğindir, geleceğine sahip çık!”, “Sınıfa yapılan saldırı, geleceğe yapılan saldırıdır.”, “Geleceğine sahip çık. Diplomalı işsizliğe karşı örgütlen!” vb. sloganlarla, sınıf savaşımının önemini vurgulayan ve sınıf bilincini yükseltecek çalışmalar ve eylemlilikler örmeye yükleneceğiz. Ve bu yönelimi örgütlenmemizi güçlendirecek bir silaha dönüştüreceğiz. Yine aynı şekilde meslek liselerinde staj sömürüsüne karşı, liselerde sınav sistemine ve bireysel rekabete dayalı kapitalist eğitim sistemine, dershane ticaretine karşı mücadelede bu bağlantı noktalarını kurarak hareket edecek ve yaratıcı politika ve araçlarımızı arttırmak için kitlelere yöneleceğiz. Öğrenci-işçiler içerisinde de yeni mevziler kazanmaya ve tüm araç ve politikalarımızı öğrenci-işçiler içerisinde ayrıca yaymaya ve örgütlenmeye de önem vereceğiz.

Tüm enerjimizle!
İşçi sınıfının kurtuluşu ve sosyalizm mücadelesinin kapitalizmin sömürüye, baskıya dayalı barbarlığına karşı yürütülen ve işçi-işsiz, öğrenci, kadın, proletaryanın ve insanlığın kurtuluşu mücadelesi olduğu gerçeğini bütün enerji ve gücümüzle ortaya dökmek ve gençliği bu yolla sosyalizme ve DPG’ye örgütlemek, önümüzdeki dönemde en önemli ihtiyacımız olan örgütlülüğümüzü ve örgütlü mücadeleye güveni arttırmak için esas hedefimiz. Örgütlenmeye yüklendiğimiz bu dönemde böyle bir eksenden bakmak politik gücümüzü de arttıracak ve karşılıklı bir gelişimi sağlayacaktır. Günümüzde neredeyse kapitalizmin hizmetinde olan teknolojiyi de şimdiden sosyalizmin yararına kullanmayı göz ardı etmeden yarattığımız bütün araçlarda ve pratiğimizde, “Sınıfa karşı sınıf, krize karşı devrim, kapitalizme karşı sosyalizm.” sloganımızı başa yazara,k kısa dönemde bütün gücümüzle sosyalizme örgütlenecek ve örgütlülüğümüzle daha da güçleneceğiz. Şimdi işçi sınıfının mücadelesiyle, Kürt halkının mücadelesini ve öğrenci gençliğin mücadelesini tümden birleştirme zamanı! Tarihimizden aldığımız güvenle ve tüm enerjimizle kitlelere!