Paylaş
Toplumda babası ya da annesi olmayan çocuklara literatürde ‘öksüz, kimsesiz’ denilmektedir.

“Piç yaftası hiçliğin sefaletini gösterir!”

Bu başlık 2012 yılında bir gazetenin internet sitesindeki haberine atılmıştı. O yılın Ocak ayı ortalarıydı. 2007 yılında ‘güvercin tedirginliğinde’ katledilen gazeteci Hrant Dink’in anma törenleri henüz yapılmıştı. Dink’i anma etkinliklerinin hemen sonrasında devlet eliyle “Hocalı Katliamı”nı anmak gerekçesiyle bir dizi gösteri düzenlenmişti.

Bunlardan Taksim’de yapılana devletin bakanları da katılmıştı. Hem de konuşmacı olarak. Taksim gösterisi başta olmak üzere gerçekleştirilen birçok gösteride Ermeniler, Hrant’ın katledilmesinden sonra oluşturulan kamuoyu hazmedilememiş olacak ki yeniden “Piç” olarak gündeme alınmışlardı. “Ermeni Piçleri” olarak meydanlarda gösterilere konu olmaktaydılar.

İşte bahsettiğim yazının başlığı da bu söyleme karşıt olarak üretilen bir göndermeydi: “Piç yaftası hiçliğin sefaletini gösterir!” deniyordu yazının başlığında.

Toplumun bütün kesimleri için ‘piç’ kavramı yaşamın bir döneminde bilinçli ya da bilinçsiz olarak konuşma diline pelesenk edilmiş bir kelamdır.
Toplumda babası ya da annesi olmayan çocuklara literatürde ‘öksüz, kimsesiz’ denilmektedir.

“Piç, Piç kurusu” tanımlarıysa sistemin kuralları dışında yaşanan birlikteliklerden, resmi evlilikler dışındaki ilişkilerden (ki bunlara zina derler!) doğan çocukları aşağılamak için türetilmiş argo bir tanımdır.
Fakat bu aşağılayıcı tanım bu sınırlarda bir kullanımla da kalmaz, çoğu zaman bir kesimi, “öteki” olarak kodlanan bir azınlığı aşağılamak, bunun üzerinden ego tatmininde bulunmak için de kullanılır. Karşısındakinin yoksulluğunun/yoksunluğunun üzerine kendi güçsüzlüğünü bina etmek için…

Sözkonusu bu kavram ve itham gençliğin salt bir döneminde kullanılan de facto bir söylem değildir.

Öyle ki verili eğitim müfredatının tecavüzüne maruz kalan bütün kesimler için pedagojik bir hastalık gibidir bu kavramın kullanımı. Bu aslında kullananın/kullandırılanın kendi hiçliğinin üstünü örtmek için türettiği bir ötekilik metaforudur.

Bu metaforun yaşamsal karşılığı, ancak ‘piç’ olarak töhmet altında bırakılan kesimlerin bütününe tarihsel olarak bakıldığında anlaşılabilir.

Kısaca ve kabaca tarihin belirli kesitleri göz önünde bulundurulursa işler daha da kolaylaşacaktır. Tanzimat’ın ilk dönemlerinden kurucu cumhuriyetin start aldığı zaman dilimine kadar Rumlar, Ermeniler ve bir takım modernizm özentisi kesimler ‘piç’ konumunda idi.

Daha sonra ise işler biraz tersine dönerek 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun ısrarcıları/devamcıları ve mollalar ya da daha kolay bir tabirle Kemalist laisizmin karşısında duran kesimler ‘piç’ lik mertebesine ulaştırıldı.

Cumhuriyetin kurulmasıyla ise yeniden gündeme gelen Ermeniler, Rumlar, komünistler ve bilumum yoksullar bu toprakların egemen öğretisinin ‘piçleri’ oldular.

Daha sonrasında yine Kürtler, yine Ermeniler, yine Rumlar, yine komünistler, yine işçiler, yine yoksullar, yine ezilenler egemen öğretinin ‘piçleri’ kefesine kondular.

Bütün bu ‘piçlik’ evrimine bakıldığında tanımlamanın, dönemin egemenlerinin kendi mevcudiyetlerini korumak amacıyla tehdit unsuru olarak gördükleri tüm kesimleri ötekileştirmek için ürettikleri bir sıfatlama işlevi taşıdığı görülecektir. Bu durum bundan yüzyıllar öncesinde söylenen bir sözün güncelliğini akıllarımıza getirmektedir : “Her dönemin hakim düşüncesi, o dönemin egemenlerinin düşüncesidir!’’ ( K.Marks)

Erkek egemen zihniyete göre babasızlık halini bir aşağılama kavramına tercüme eden “piçlik”, aynı zamanda gerçekte var olan babasızlığın üstünü örtmek için kullanılan siyasal bir argümana da dönüşmüştür.
‘Kimsesizlerin kimsesi olmak’ amacıyla kurulan Cumhuriyet, özünde hükmettiği toplumsal kesimleri önce babasız bırakmış, sonra evlatlık almış, akabinde de devletin sopası ve hakim öğretisi ile evlatlık şefkati göstermiş, göstermeye devam etmektedir.

Bu tesis edilen “piçliğin” salt devlet ve kolluk güçleri tarafından yaratılması ve korunması tek yanlı bir düşünce olacaktır. Kendisine toplumsal taban bulamayan hiçbir düşüncenin, kavramın sürekliliği olmadığı açıktır. Bu “piçlik” kavramı için de böyledir. Tarihte toplumun bir kesimini gündelik yaşantıda “piç” olarak mahkum edecek bir tabana ihtiyaç duyulmuştur.
Bu topraklarda böyle bir taban her daim, her dönem var olmuştur, bütün piçler üzerine salınan… Her yeni doğan bebeğin kulağına ezan okunarak Müslümanlaştırılması gibi, 7 yaşından bu yana öğretilen Kemalist saiklerle yaşamını biçimlendiren gah Atatürkçü, gah milliyetçi, gah ‘ülkücü’ olan ve en son 6-8 Ekim Kobanê eylemlerinde sokağa çıkan kesimleri linç etmeye çalışanlardır.

Onlar, kendi hiçlik ütopyalarıyla, yine kendilerine “piç” olarak gösterilen kesimlerin üzerine saldıran hiçler ordusudur. Ve bu saldırganlıkları onlara, kendi maneviyatlarını tatmin etmek ve devletin bekasını tesis etmek için öğretilmiştir.

Esas babasız olan, gerçekte ‘piç’ olarak yaftalanan ve canına kast edilenler değil, bu yaftalamayı öğreten cumhuriyet öğretisidir. Zaten cumhuriyet, tezatların zorla bir arada tutulmasıdır. Bu yüzden maneviyatı da kalabalık ve güçlüdür. Bu sözleri kullananların deyimiyle, kimsesizleri kimsesiz bırakan cumhuriyet, babasızdır ya da bu topraklarda kökü olmayan bir piçlik emaresidir.

Bu toplumun geleneği dört nala uzak Asya’dan ithal edilir ve cumhuriyet, babasız bir döllenmeyle sezaryen olarak dünyaya getirilmiştir. İşte bu yüzdendir hırçınlıkları ve öfkeleri. İşte bu kandırılmışlığın bir sonucudur. Ve yine bu yüzdendir ki; piçlik yaftası hiçliğin sefaletini gösterir. İşte bu hiçliğin sancısı, piçler ordusunu linç güruhları halinde, daima tetiği çekilmiş bir silah gibi karşımıza çıkartır.